Danıştay: Adalet Bakanlığı dinletemez
Danıştay'dan telekulak tartışmalarını alevlendiren dinleme yetkisine ilişkin bir karar çıktı.
Salı, 19 Mayıs 2009 11:29
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, ''Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi,
Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik''in bazı hükümlerinin yürütmesinin durdurulması
isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına Adalet Bakanlığının yaptığı itirazı reddetti.
İstanbul Barosu, 14 Ocak 2007'de Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğin, bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin
durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.
Danıştay 10. Dairesi, yönetmeliğin bazı hükümlerinin yürütmesinin durdurulması istemini reddetmiş, bazı hükümlerinin ise yürütmesini durdurmuştu.
Davalı Adalet Bakanlığı, kararın kabule ilişkin kısmına itiraz ederek, kaldırılmasını istedi.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Adalet Bakanlığının itiraz gerekçelerini yerinde görmedi ve reddetti.
Kurulun gerekçesinde, Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağının belirtildiği,
138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız olduklarının ifade edildiği ve bu bağımsızlığı sağlayan araçlara yer verilerek,
yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat verilmesi, genelge gönderilmesi, tavsiye ve telkinde
bulunulması, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi'nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme
yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulmasının yasaklandığı hatırlatıldı.
Yargı bağımsızlığının gerekliliği ve varlığının, güçler ayrılığı ilkesinin yanı sıra Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez
nitelikteki 2. maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine dayandığı vurgulanan gerekçede, şu tespitler yapıldı:
''Başka bir ifadeyle yargı bağımsızlığı, daha doğrusu yargının bağımsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumun huzuru, ulusal dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk ulusçuluğuna bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir
hukuk Devleti olmasının doğal ve zorunlu sonucu, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun, kişi temel hak ve özgürlüklerinin en
önemli güvencesini oluşturan hukuk güvenliğini sağlamanın tek aracıdır.
Bu önemi ve vazgeçilemezliği nedeniyle Anayasa, güçler ayrılığını Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olarak nitelendirmiş,
bu bağlamda yasama ve özellikle yürütme erki ile yargı arasında, yargının işlevsel etkinliğini artırmak, faaliyetlerini
hızlandırmak ve kolaylaştırmak için kimi organik bağlar kurmakla birlikte, fonksiyonel bir etkide bulunulmasına,
yani yargı yetkisinin kullanılmasına ve yürütülmesine karışmaya kesinlikle izin vermemiştir. Bu haliyle, yargı erkini oluşturan,
yargı yetkisini kullanan hakimlik ve savcılık mesleğinin yürütülmesinin, başka bir ifadeyle yargı yetkisinin kullanılmasının,
yani mahkemelerce yapılan faaliyetlerin neler olduğunun belirlenmesinin yürütme erkine bırakılmaması,
hatta yürütmenin etki ve gözetiminin dahi bulunmaması hukukun genel ilkelerinin ve üstün kamu yararının mutlak gereğidir.''
-CEZA MUHAKEMESİNİN TEMEL AMACI-
Bu çerçevede, ''muhakeme'' kavramının, yalnızca yargılama usulünü değil, yargı yerinin uyuşmazlığın çözümü için yürüttüğü
faaliyetten kaynaklanan hukuki ilişkilerin sujelerinin işlemlerini de içerdiği kaydedilen gerekçede, ''Ceza Muhakemesi''nin temel amacının,
yargılanan kişinin hukuksal güvenliğinin gereği olarak yargılamanın nasıl yapılacağının gösterilmesinden başka, adil yargılama ilkesinin
gereklerinin gözetilerek ''maddi gerçeğin'' ortaya çıkartılması olduğu ifade edildi.
Gerekçede, bu bağlamda yargıcın yargılama faaliyetini yürütmesine ait şekil, yöntem kurallarının yanı sıra, ceza yargılamasının
diğer sujelerinin eylemleri, işlemleri, hakları ve yükümlülükleri ile maddi gerçeğin araştırılması ve bulunması için öngörülen
araçlar ile bu araçları kullanacakların da ceza muhakemesine ilişkin düzenlemelerin kapsamında olduğu kaydedildi.
Ceza muhakemesini düzenleyen kuralların yalnızca usul kurallarına değil, aynı zamanda maddi içeriğe de sahip olduğu
belirtilen gerekçede, idare hukukunda ''yetki''nin, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade ettiği ifade edildi.
Gerekçede, şöyle denildi:
''Bu yönüyle idari işlemin en temel unsurunu oluşturan 'yetki', yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir.
İdare hukukunda 'yetkisizlik kural, yetkili olma istisna'dır. Bu istisna ise yetkinin, yalnızca yasayla gösterilen hallerde ve yine yasayla
gösterilen idari merciler tarafından kullanılmasıdır. Bu nedenle 'yetki' yasanın açık izni olmadan devredilemez. Anayasa'nın 123. maddesi uyarınca,
kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idarenin kendi düzenleme yetkisi de yasalarla sınırlı olduğundan, yetki kuralları genişletici yoruma tabi tutulamaz.''
-''FONKSİYON GASPI''-
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle Ceza Muhakemesi Yasası kapsamında Adalet Bakanlığının düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığının
belirlenmesi gerektiğine işaret edilen gerekçede, ''Yargılama usulü ile ilgili konular yargı yerini ilgilendirdiği için, yargılama usulü yasalarının
uygulanmasına ait alt düzeydeki normların konusu ve kapsamının ilgili yasa metninin lafzıyla sınırlı olacağı tabidir. Bu nedenle, genel anlamda,
mahkemelerin yargılama faaliyeti içinde yer alan usul konusunun, idari alanın dışında kaldığının ve münhasıran kanun konusu olduğunun kabulü gerekmektedir'' denildi.
Yargılama usulü içinde düzenlenen bir konunun idari alan sayılabilmesi için bu konuların neler olduğunun ve sınırlarının yasa koyucu tarafından
açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğuna işaret edilen gerekçede, ''Yasa koyucunun düzenleme yapma yetkisi vermediği hususların da idarece
düzenlenebileceğinin kabulü, yargı yetkisinin idare tarafından kullanılması anlamına gelir ki, bu durumun diğer bir ifadesi 'fonksiyon gaspı'dır'' tespitleri yapıldı.
Gerekçede, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası'nın ilgili maddelerinde yönetmelikle düzenlenecek konuların açıkça belirtildiği,
333. maddesinde de ''(1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, aksine hüküm bulunmadıkça, ilgili bakanlıkların görüşü alınarak
Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılır'' hükmüne yer verildiği hatırlatıldı.
Kaynak: AA